Türkçe  |  English  |  العربية
12 Temmuz 2020 Pazar / 21 Zi'l-Ka'de 1441
Hakkımızda

İslâmî İlimler Araştırma Vakfı, 1970 yılında bir grup iş adamı ve ilim adamı-akademisyen tarafından kurulmuş ve ilmî faaliyet serüvenine bugün de devam etmektedir. Vakıf medeniyeti geleneğinden geldiğinin farkında ve şuurunda olan vakfımız, kuruluşundan bu yana, birinci derecede Müslüman milletimizi, ikinci derecede bütün Müslümanları ilgilendiren konularda ve mevcut problemlere çözümler üretebilmek gayesiyle ve Allah'ın inayetiyle, muhtaç olduğumuz değerli âlim, mütefekkir ve araştırıcıların yetişmesini temin etmek, hassaten bunlara çalışma imkân ve vasıtalarını sağlamak, bilhassa İslâmî sahalarda gerekli ilmî araştırmalar yapmak,yaptırmak, yapılan bu araştırmaları halka arz etmek amacıyla atılmış bir adımdır.Vakıf bu gayesini gerçekleştirmek üzere millî ve milletlerarası tartışmalı ilmî toplantılar düzenlemiş, sunulan bu tebliğ ve müzakereleri kitap halinde yayınlayarak toplumumuzun istifadesine sunmuş, hem “Tartışmalı İlmî Toplantılar” alanında hem de bu toplantı metinlerini kitaplaştırarak yayın dünyasında kaliteli bir çizginin oluşmasını sağlamıştır.

Bu vakıf, Müslüman Türk Milletinin sinesine tevdi edilmiş bir emanet ve armağandır. Bu gibi müesseseler yalnız kurulduğu yerin, yalnız onu tesis eden milletin değil, topyekun ilim dünyasının malıdır. Bunun için müessesemiz, dünyanın neresinde olursa olsun, bu sahada çalışan her fert ve müesseseye kapılarını açık bulundurmakta,ilim sahasında her türlü işbirliğine hazır, herhangi bir taraftan gelen ilmî, maddî ve manevî yardımcıları şeref duyarak kabûle âmâde bulunmaktadır.

Bilindiği üzere İslâmî ilimlerde araştırmalar yapmak üzere ülkemizde hem bir STK ve hem de kendi alanında ilk kurulan bir teşekkül olma özelliğine sahip vakfımızın peşinden başka vakıfların, kuruluşların ve sair araştırma merkezlerinin gelmesi hep arzu edilmiştir. Ancak ilmî araştırmaların ve bu araştırmaları yapacak ilim adamlarının toplumun geleceğindeki yeri ve önemi yeteri kadar Müslüman halkımıza anlatılamamış olsa gerek ki bu konuda kardeş müesseselerin sayısı henüz arzu edilen seviyeye ulaşamamış bulunuyor.

Gerçekten de son senelerde ilim adamlarını destekleyen, ilim talebinde bulunanları koruyup kollayan ve onların barınmaları için müesseseler meydana getirmeye çalışan kardeş vakıfların kurulduğunu görmek ümitlerimizi artırmakta ise de çalışmalarını özellikle ilmî araştırmalara tahsis eden bu vakıflarımızın sayısı hâlâ son derece azdır ve bu mevcut vakıflar da ellerindeki kısıtlı imkânlarla bir şeyler yapmaya gayret göstermektedirler.

Vakfımız, bu vakıflar arasında özellikle “Milletlerarası ve Millî Tartışmalı İlmî Toplantılar” düzenlemede ihtisaslaşmış bulunmaktadır ve Allah’a şükürler olsun ki bir çok imkânsızlığı ve zorluğu aşarak son yirmi yıl içinde sekizi beynelmilel olmak üzere otuz dokuz tartışmalı ilmî toplantı gerçekleştirmiş ve bunların tebliğ ve müzakere zabıtlarının tamamını kitap haline getirerek neşretmeye muvaffak olmuştur.

Bu toplantılarda kamuoyunun görüşlerine kitap halinde arz edilen araştırmaların her biri, halkımızın güncel problemlerinden birini ele almakta ve konunun mütehassısı ilim adamları tarafından yapılan araştırma ve incelemeler sonucu meydana getirilen tebliğler bir araya getirilerek toplantı zabıtları halinde halkımıza sunulmakta,toplantı esnasındaki müzakere ve tartışmalar da değerlendirilerek toplantı metinleri kitap olarak neşredilmektedir. Vakfımız, gerçekleştirdiği bu hizmetlerde “başlı başına bir üniversitenin işlevini aynı şekilde üstlenmiştir” dememiz mübalâğa sayılmamalıdır.

Vakfımız, bugüne kadar birçok ilmî toplantı gerçekleştirmiş ve bu toplantı metinlerini neşretmeye muvaffak olmuş; toplantılarda elde edilen neticeleri araştırmacıların ve ilgilenenlerin hizmetine sunmuştur. Vakfımız 1992 yılından itibaren hemen her yıl bir Milletlerarası Tartışmalı İlmî Toplantı; yılda bir veya iki Tartışmalı İlmî Toplantı; bir de Tartışmalı İlmî İhtisas Toplantısı yapmaya devam etmektedir.

Bu ilmî toplantıların ilk çalışmalarından kitap olarak ortaya çıkmasına kadar geçen sürede desteğini aldığımız herkese, değişik kademelerde emek veren, katkıda bulunan şahıs, kurum ve kuruluşlara, teşekkür ve minnetlerimizi sunuyoruz. 

▪ Günün Ayeti
Ey kavmim! Nedir bu hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Mü'min Suresi, 41
▪ Günün Hadis-i Şerifi
Muaviye İbnu Ebi Süfyan (ra)'a (hilafeti esnasında) Mikdam İbnu Ma'dikerb, Amr İbnu'l-Esved ve Kınnesrin ahalisinden Beni Esedli bir adam bir heyet halinde geldiler. Hz. Muaviye, Mikdam'a: "Hasan İbnu Ali (ra)'nin vefat ettiğini biliyor musun?"dedi. Haberi işiten Mikdam "İnna lillah ve inna ileyhi raciun!" diyerek (üzüntüsünü ifade etti.) Ona falan (Muaviye): "Bunu bir musibet mi addediyorsun?" dedi. Mikdam: "Niye musibet addetmiyeyim? Resulullah (sa) onu kucağına almış "Bu bendendir. Hüseyin ise Ali (ra)'dendir!" buyurmuştu dedi. Beni Esed'den olan adam da (Hz. Muaviye'ye yaranmak için, Hz. Hasan'ın ölümünü bir fitnenin sönmesine teşbihen): "Allah bir ateşi söndürdü!" diye söze karıştı. Mikdam: "Bugün ben, seni kızdırmaya ve hoşlanmadığın şeyleri sana duyurmaya devam edeceğim!" dedi. Sonra şöyle seslendi: "Ey Muaviye! Eğer doğru söylersem beni tasdik et, yalan söylersem beni tekzib et!" Hz. Muaviye (ra): "Pekala öyle yapacağım" dedi. Mikdam: "Allah aşkına söyle! Resulullah (sa)'ın altın takınmayı yasakladığını işittin mi?" dedi. Hz. Muaviye: "Evet!" dedi. Mikdam: "Allah aşkına söyle! Resulullah'ın ipek giymeyi yasakladığını biliyor musun?" diye sordu. Hz. Muaviye: "Evet biliyorum!" dedi. Mikdam tekrar sordu: "Allah aşkına söyle! Resulullah (sa)'ın vahşi hayvan derisini giymeyi, üzerlerine binmeyi yasakladığını biliyor musun?" Muaviye yine: "Evet biliyorum!" diye cevapladı. Hz. Muaviye'nin bu sözü üzerine Mikdam dedi ki: "Allah'a kasem olsun ey Muaviye, bütün bunları ben senin evinde gördüm." Hz. Muaviye şu cevabı verdi: "Ey Mikdam, anladım ki senin elinden bana kurtuluş yok (söylediklerinin hepsi doğru)!" Halid (İbnu Velid) der ki: "Hz. Muaviye, Mikdam (ra)'a diğer iki arkadaşına (Amr İbnu'l-Esved ve Esedli adam) nazaran daha çok ihsan ve atada bulunulmasını emretti. Ayrıca (Mikdam'ın) oğluna (beytü'l-malden) iki yüz (dirhem) tahsisatta bulundu. Mikdam ise (Hz. Muaviye'nin verdiği) ihsanları arkadaşlarına dağıttı. Esedli ise aldıklarından kimseye birşey vermedi. Bu durum Hz. Muaviye'ye ulaşınca: "Mikdam kerem sahibi cömert birisidir. Elini açmıştır. Esedli adam ise malik olduğu şeyi iyi tutan birisidir" dedi. Ebu Davud, Libas 43, (4131); Nesai, Fere' ve'l-Atire 12, (7,176)
▪ Duyurular
▪ Bazı İSAV Yayınları
▪ Namaz vakitleri