Türkçe  |  English  |  العربية
12 Kasım 2019 Salı / 15 Rebiü'l-Evvel 1441
SUFİ-SİYATSET MÜNASEBETLERİ

Uludağ Üniversitesi İlahiyatFakültesi ve İslâmî İlimler AraştırmaVakfı’nın müştereken tertiplediği

TARİHTE VE GÜNÜMÜZDE SÛFÎ-SİYASET MÜNASEBETLERİ

(Geçmişten Günümüze Sûfî-Siyaset Münasebetleri) konulu tartışmalı ilmî toplantımız 01-03 Kasım 2019 tarihlerinde Cuma, Cumartesi, Pazar günleri

Tayyare Kültür Merkezinde yapılacaktır

Taslak program için tıklayınız

 

Kapsam ve Muhteva

İslam tarihinin oldukça erken bir döneminde gerçekleşmeye başlayan ilk ayrışmaların/ilk gruplaşmaların dinî değil siyasî nedenlere dayalı olduğu bilinmektedir. Bu evrede ilgili siyasal etkenlerin güçlü tesiriyle ortaya çıkan birtakım oluşumlar arasındaki çatışmalar dolaylı olarak bazı yeni dinî akımların tarih sahnesinde boy göstermesine yol açmıştır. Son derece çalkantılı bir sosyal ortamda belirginleşmeye başlayıp akabinde kendilerini “zâhidler” olarak takdim eden belli bir kesimin dünyayı ve dünyaya ait olanı reddeden tavırlarının ardında da büyük oranda söz konusu siyasî gelişmelerinin yol açtığı huzursuzluklar vardır. Dinî hassasiyetleri toplumun geri kalanına nazaran daha yoğun olan bu Müslümanların, etraflarında cereyan etmekte olan hadiseleri doğru şekilde tahlil etmek suretiyle dinin ruhuna en uygun tavrı belirleme arzuları ve bu gayelerinin arka planındaki güçlü âhiret endişeleri kendilerinin baskınvasfı durumundaydı. İlk zâhidler aşırı denebilecek bir duyarlılıkla meselelere yaklaşmaları nedeniyle ve de yeni problemlerin aktörleri olmamak amacıyla söz konusu sıkıntılı durumlar karşısında tepkilerini diğerleri gibi aktif değil,pasif bir tarzda ortaya koymaya gayret etmişlerdi. Zühd ehlinin bu doğrultudaki tercihleri, diğer birtakım sebepler yanında, mirasçıları olan sûfîlerin siyasetten kaçınıp, siyaset erbabını kendilerinden uzak durulması gereken kimseler olarak tanımlamalarına yol açan amillerden biridir. “Kurb-i sultânâteş-i sûzândır” (siyasî otoriteye yakınlık yakıcı ateştir) sözü bu bağlamda onların temel ilkelerini özetlemek amacıyla üretilmiş ve tarih boyunca kullanılagelmiştir.

Sûfîlerin siyaset ve siyasîlerle ilgili bu yaklaşımlarının tasavvuf yolunun esaslarından biri olarak yerleşmesini sağlayan isimler arasında Gazzâlî de (ö. 505/111)bulunmaktadır. Onun bu konu kapsamında İhyâ’da benimsediği söylem sûfîiçin aksine bir tercihin mümkün olmadığını ifade edercesine belirgindir. O,ilim ehli ile ilgili tasnifinde en üst makama yerleştirdiği ve “âhiret âlimleri” diye isimlendirdiği tasavvuf erbabı âlimlerin sahip olmaları icap eden bazı nitelikleri sıralamak suretiyle meramını ifade etmeye çalışır. Gazzâlî bunlardan biri olarak ilgili özelliği haiz kimselerin siyasî otoriteyi temsil edenlerden uzak durmaları gerektiğini belirtir ve her ne şart altında olursa olsun onlarla bir arada bulunmamaya özen göstermelerinin zorunlu olduğunu dile getirir.

Tasavvufî düşüncenin mimarları olan müellif mutasavvıflar tarafından teorik çerçevesi ihtilafa mahal bırakmayacak netlikte belirlenen sûfî-siyaset ilişkilerinin keyfiyeti ve sınırları meselesinin pratikteki yansımaları ise ilk günlerden itibaren daima problemli olmuştur. Bu hakikatin farkındalığıyla, kendisi de hayatının önemli bir bölümünü siyasîlerle yakın temas halinde geçirmiş olan Gazzâlî, söz konusu meselede katı bir duruş sergilemek zorunda kalmıştır. Bir başka ifadeyle onun bu konudaki görüşleri nazari olmaktan ziyade bizzat kendi müşahade ve tecrübeleri neticesinde tespit ettiği olumsuzluklara dayanmaktadır.Sözün özü, tasavvuf tarihinin başlangıcından bugüne sûfîler ilkesel olaraksiyasetten ve siyasîlerden uzak durulması gerektiğini savunmakla birlikte çoğuzaman kendi idealleriyle çelişen durumların ya bizzat aktörleri ya da muhatapları olarak karşımıza çıkmışlardır.

İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren farklı düzeylerde ve muhtelif tezahürlerle Müslüman halkların hayatlarında etkin bir şeklide kendine yer bulmayı başaran tasavvufun ve dolayısıyla sûfîlerin İslam düşüncesinin gelişimdeki rolü ve tesirleri meselesi halen aktüalitesini muhafaza etmektedir. Tarih sahnesine çıkışı,genellikle dönemin siyasî olaylarıyla irtibatlandırılarak izah edilen tasavvufun farklı gelişim evrelerindeki mühim kırılma noktalarının da siyasetle ve siyasetçilerle doğrudan irtibatı söz konusudur. Bu durumun müspet ve menfiizlerini bünyesinde barındıran tasavvufî düşüncenin günümüz Müslüman toplumlarının büyük bir bölümünü halen etkisi altında bulundurmaya devam ettiği bilinen bir gerçektir. Bununla birlikte söz konusu halkları idare edenler olarak siyasetçilerin tasavvufa yönelik tutumları ve bu doğrultuda hayata geçirdikleri birtakım uygulamalar, tasavvuf erbabının siyasetle ve siyasîlerle olan temasları ile bütün bunların yol açtığı ciddi olumsuzluklar yeni ve daha ağır sıkıntılara kapı aralamaya devam etmektedir.

 

Program İçeriği

Tasavvufî hayat ve tarikatlarla alakalı yasağın tesiriyle doğrudan tasavvuf alanında çalışma yapan yerli akademisyenlerle bu konuya ilgi duyan diğer disiplinlere mensup araştırmacıların Türkiye özelinde ya da genel manada tasavvuf-siyaset ilişkisini ele alan araştırmalara nadiren yöneldikleri bilinmektedir. Bu durum geçmişte vuku bulan muhtelif vakaları güncel şartlar çerçevesinde doğru bir şekilde anlamayı ve ulaşılan neticelerden gereğince istifade etmeyi engellediği gibi aktüel problemleri vakıaya uygun tarzda tespit etme ve bunlara yönelik çözümler üretme noktasında ciddi sıkıntıların yaşanmasına yol açmaktadır. Öte yandan gerek Batı’da gerekse İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde ilgili konulara kafa yoran ilim adamlarının ürettikleri eserler nicelik ve nitelik açısından Türkiye’dekiyle kıyaslanamayacak bir üstünlüğe sahiptir. Planlanan programdan en üst düzeyde faydatemin edilebilmesi söz konusu ilim erbabından istifadeyle mümkün olacaktır. 
▪ Günün Ayeti
Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işi kendisine güzel görünen ve heveslerine uyan kimse gibi olur mu? Muhammed Suresi, 14
▪ Günün Hadis-i Şerifi
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sadece mü'minle arkadaşlık et. Senin yemeğini muttaki olan yesin." Ebu Davud, Edeb 19, (4832); Tirmizi, Zühd 56, (2397)
▪ Duyurular
▪ Bazı İSAV Yayınları
▪ Namaz vakitleri